Siyaset Nedir?

Siyaset, çoğu zaman sadece devlet yönetimi, seçimler, partiler veya iktidar mücadeleleri üzerinden açıklanır. Oysa bana göre siyaset, bundan çok daha geniş, daha derin ve daha eski bir olgudur. Çünkü siyaset yalnızca devletin tepesinde yaşanan bir güç mücadelesi değil, insanların birlikte yaşamaya başladığı andan itibaren ortaya çıkan bir düzen kurma ihtiyacının ürünüdür. İnsan toplulukları var olduğu sürece farklı çıkarlar, farklı beklentiler, farklı talepler ve kaçınılmaz olarak farklı çatışmalar da var olmuştur. İşte siyaset tam bu noktada anlam kazanır.

Bu nedenle siyaseti yalnızca yönetenlerle sınırlı görmek doğru değildir. Siyaset, toplumsal hayatın tamamına yayılan bir ilişkiler alanıdır. Aileden mahalleye, okuldan iş hayatına, sivil toplumdan devlete, hatta uluslararası ilişkilere kadar insanların ortak yaşam kurduğu her yerde siyasal bir boyut vardır. Çünkü birlikte yaşamak, sadece dayanışma değil; aynı zamanda kurallar, otorite, karar alma, uzlaşma ve zaman zaman çatışma demektir. Bu yönüyle siyaset, toplum hayatını mümkün kılan temel mekanizmalardan biridir.

Ben siyaseti değerlendirirken onu sadece iktidarı ele geçirme mücadelesi olarak görmüyorum. Elbette siyasetin içinde güç vardır, rekabet vardır, çıkar çatışmaları vardır; ancak siyaset bunlardan ibaret değildir. Aynı zamanda siyaset, toplumsal düzenin kurulması, sürdürülmesi ve gerektiğinde yeniden şekillendirilmesidir. Bir başka ifadeyle siyaset, insanların birlikte yaşarken ortaya çıkan sorunları yönetme ve ortak hayatı düzenleme çabasıdır.

Siyaset Kavramının Anlamı ve Kökeni

“Siyaset” kelimesinin kökenine bakıldığında Arapça bir geçmişe sahip olduğu görülür. Kelimenin “seyis”ten türediği kabul edilir ve bu sözcük atı eğiten, yönlendiren, idare eden kişi anlamına gelir. Bu köken, siyasetin özünde yön verme, düzenleme ve idare etme anlamı taşıdığını gösterir. Bu açıdan bakıldığında siyaset, sadece emir vermek ya da iktidar kurmak değil; bir topluluğu sevk ve idare etme sanatıdır.

Batı dillerinde kullanılan “politika” kavramı ise Antik Yunan’daki “polis” kelimesinden gelir. Polis, şehir devleti anlamına gelir. Bu kavramsal köken de siyasetin yalnızca idari bir faaliyet değil, kamusal hayatın bütünüyle ilgili olduğunu ortaya koyar. Çünkü Antik Yunan’da siyaset, sadece yöneticilerin işi değil; kamusal yaşamın ve yurttaşlık düzeninin merkezindeki faaliyetlerden biri olarak görülmüştür.

Bu iki köken birlikte düşünüldüğünde siyaset kavramının hem yönetsel hem de toplumsal bir boyuta sahip olduğu açıkça görülür. Yani siyaset, bir yandan yönetme sanatını ifade ederken diğer yandan ortak yaşamın nasıl düzenleneceği sorusunu da içerir. Bu yüzden siyaset sadece “kim yönetecek?” sorusuna değil, aynı zamanda “hangi kurallar geçerli olacak?”, “otorite nereden doğacak?”, “güç nasıl sınırlandırılacak?” ve “toplumsal düzen nasıl korunacak?” gibi temel sorulara da cevap arar.

Siyasetin Temel Unsurları

Siyaseti sağlıklı biçimde anlayabilmek için onun hangi temel unsurlar üzerine kurulduğunu görmek gerekir. Bana göre siyasetin merkezinde özellikle güç, otorite, meşruiyet ve çıkar ilişkileri yer alır. Bu dört unsur, siyasal hayatın neredeyse her döneminde ve her toplumda farklı şekillerde karşımıza çıkmıştır.

Güç, siyasetin en belirleyici boyutlarından biridir. Güç, en basit anlamıyla bir kişi ya da grubun diğer kişi ya da grupların davranışlarını etkileme, yönlendirme veya belirleme kapasitesidir. Ancak siyasal güç yalnızca zor kullanma anlamına gelmez. Ekonomik imkânlar, toplumsal destek, bilgi, örgütlenme kapasitesi, ideolojik etki ve kurumsal yapı da siyasal gücün parçalarıdır. Bu nedenle siyasal güç bazen açık baskıyla, bazen ikna yoluyla, bazen de meşru kurumlar aracılığıyla ortaya çıkar.

Otorite ise gücün toplum tarafından kabul edilmiş biçimidir. Her güçlü olan meşru değildir; fakat otorite, haklı ve kabul edilebilir bulunan güç biçimini ifade eder. Örneğin devletin kanunlara dayanarak karar alması ya da meşru yollarla seçilmiş bir yönetimin kamusal görev yürütmesi, otorite kavramıyla ilgilidir. Otorite, toplumsal düzenin sürdürülmesi açısından son derece önemlidir; çünkü sürekli baskıya dayanan bir güç uzun vadede kalıcı olamaz.

Meşruiyet de siyasetin vazgeçilmez unsurlarından biridir. Bir yönetimin sadece güçlü olması yeterli değildir; aynı zamanda yönetme hakkının toplum tarafından kabul edilmesi gerekir. Meşruiyetin kaynağı tarih boyunca değişmiştir. Bazı dönemlerde din, bazı dönemlerde gelenek, bazı dönemlerde hanedan, modern dönemde ise hukuk, anayasa, seçim ve halk iradesi meşruiyetin temel kaynağı haline gelmiştir. Siyasal iktidarın istikrarı büyük ölçüde meşruiyet üretme kapasitesine bağlıdır.

Bunların yanında çıkar ve çatışma boyutu da siyasetin doğasının ayrılmaz bir parçasıdır. Çünkü toplumdaki herkes aynı taleplere, aynı imkânlara ve aynı beklentilere sahip değildir. Ekonomik, sosyal, kültürel ve ideolojik farklılıklar siyaseti kaçınılmaz hale getirir. Bu yüzden siyaset, sadece düzen kurmak değil, aynı zamanda çatışmaları yönetmek, farklı çıkarları uzlaştırmak ve toplumsal hayatı sürdürülebilir kılmak anlamına gelir.

İnsan Neden Siyasete İhtiyaç Duyar?

İnsan tek başına yaşayan bir varlık değildir. Güvenlik, üretim, paylaşım, dayanışma ve aidiyet gibi temel ihtiyaçlar insanı toplumsal yaşamın içine taşır. Fakat birlikte yaşamak, yalnızca ortaklık anlamına gelmez; aynı zamanda sorun, rekabet ve anlaşmazlık anlamına da gelir. İnsanların çıkarları farklıdır, imkânları farklıdır, beklentileri farklıdır. Üstelik kaynaklar da sınırsız değildir. Böyle bir ortamda ortak hayatın rastgele sürmesi mümkün değildir. Bir düzen kurulması gerekir.

İşte siyaset, tam da bu düzen ihtiyacının ürünüdür. Toplum içinde kimin hangi yetkiye sahip olacağı, hangi kuralların geçerli olacağı, kaynakların nasıl dağıtılacağı, güvenliğin nasıl sağlanacağı ve ortaya çıkan çatışmaların nasıl çözüleceği gibi soruların tamamı siyasetin alanına girer. Bu nedenle siyaset sonradan eklenmiş bir faaliyet değil, birlikte yaşamanın doğal sonucudur.

Bana göre insanın siyasete ihtiyaç duymasının en temel nedeni, toplumsal hayatın kendiliğinden uyum üretmemesidir. İnsanlar birlikte yaşar ama her zaman aynı düşünmez; aynı toplumda bulunur ama her zaman aynı çıkara sahip olmaz. Bu yüzden siyaset, ortak yaşamı mümkün hale getiren bir arabuluculuk ve düzenleme mekanizmasıdır. Başka bir ifadeyle siyaset, toplumun yalnızca nasıl yönetileceğini değil, nasıl ayakta kalacağını da belirler.

Tarihsel Süreçte Siyasetin Gelişimi

Siyasetin ne olduğunu anlamak için onun tarihsel gelişimini de dikkate almak gerekir. Çünkü siyaset bugünkü biçimine bir anda ulaşmamıştır. İnsanlık tarihinin farklı aşamalarında farklı biçimler almış, her dönemde başka kurumlarla, başka meşruiyet kaynaklarıyla ve başka iktidar ilişkileriyle şekillenmiştir.

İlk İnsan Topluluklarında Siyaset

İlk insan topluluklarında bugünkü anlamda devlet, hukuk bürokrasisi ya da yazılı anayasa yoktu. Fakat bu, siyasetin hiç olmadığı anlamına gelmez. Küçük ve göçebe topluluklar halinde yaşayan insanlar da kendi içlerinde karar almak, iş bölümü yapmak, liderlik belirlemek ve ortak davranış kuralları oluşturmak zorundaydı. Avlanma, korunma, göç etme veya topluluk içi sorunları çözme gibi meseleler rastgele değil, belli bir otorite ve ortak irade çerçevesinde şekilleniyordu.

Dolayısıyla siyasetin kökeni devletten daha eskidir. Devlet, siyasetin kurumsallaşmış biçimidir; fakat siyaset ondan önce de vardır. İnsanların birlikte yaşamaya başlamasıyla birlikte siyasal ilişkiler de doğmuştur.

Tarım Devrimi ve Yerleşik Hayat

Tarım devrimi, siyasetin gelişimi açısından tarihsel bir dönüm noktasıdır. İnsanlar yerleşik hayata geçtikçe üretim arttı, artık ürün ortaya çıktı ve bununla birlikte mülkiyet ilişkileri güçlendi. Bu durum ilk bakışta sadece ekonomik bir değişim gibi görünse de aslında siyasal yapıyı kökten etkiledi.

Çünkü üretim fazlası demek, onu koruyacak bir güç, yönetecek bir otorite ve paylaşımını düzenleyecek bir sistem demektir. Yerleşik hayatla birlikte toplumlar büyüdü, iş bölümü arttı, sosyal tabakalaşma belirginleşti ve eşitsizlikler ortaya çıktı. Eşitsizliklerin oluştuğu yerde ise güç ilişkileri daha görünür hale geldi. Bu yüzden tarım devrimi, siyasetin kurumsal karakter kazanmasında en kritik eşiklerden biri olmuştur.

İlk Devletler ve Merkezi İktidar

Köylerin büyüyerek kentlere dönüşmesiyle birlikte ilk devletler ortaya çıktı. Mezopotamya, Mısır, Çin ve Hint uygarlıkları bu açıdan tarihsel öneme sahip merkezlerdir. Bu devletlerde siyasal iktidar merkezi hale gelmiş, yönetenler toplumun geri kalanından ayrışmış ve hiyerarşik yapılar kurulmuştur.

Bu dönemle birlikte siyaset artık daha görünür ve daha örgütlü bir yapıya bürünmüştür. Vergi toplama, askeri güç oluşturma, hukuk kuralları koyma, düzeni sağlama ve toplumu sınıflara ayırma gibi uygulamalar, devlet merkezli siyasetin ilk örnekleri olmuştur. Bu aşamada siyaset, sadece toplumsal ilişki biçimi olmaktan çıkıp kurumsal yönetim mekanizmasına dönüşmüştür.

Antik Yunan’da Siyaset Düşüncesi

Antik Yunan, siyasetin yalnızca uygulanmadığı, aynı zamanda düşünsel olarak tartışıldığı ilk büyük tarihsel evrelerden biridir. Özellikle şehir devletlerinde yurttaşların yönetime katılması, siyaseti kamusal hayatın merkezine taşımıştır. Bu dönemde siyaset, pratik bir yönetim işi olmanın ötesine geçmiş; adalet, erdem, yurttaşlık ve iyi yönetim gibi kavramlarla birlikte değerlendirilmiştir.

Sokrates, Platon ve Aristoteles gibi düşünürler siyaseti teorik bir alan haline getirmiştir. Aristoteles’in insanı “zoon politikon”, yani siyasal varlık olarak tanımlaması son derece önemlidir. Çünkü bu yaklaşım, siyasetin insan doğasının dışında değil, tam merkezinde bulunduğunu anlatır. Antik Yunan’da siyaset, yalnızca devletin nasıl yönetileceği sorusuyla değil; aynı zamanda iyi bir toplumun ve erdemli yaşamın nasıl kurulacağı sorusuyla da ilgilenmiştir.

Orta Çağ’da Siyaset

Orta Çağ’da siyaset büyük ölçüde dinî meşruiyet çerçevesinde şekillenmiştir. Avrupa’da siyasal iktidar krallar, kilise ve feodal beyler arasında bölünmüş; merkezi otorite çoğu zaman zayıf kalmıştır. Bu dönemde siyasal güç, sadece dünyevi değil aynı zamanda kutsal bir dayanağa bağlanmıştır. Kralların iktidarının Tanrı’dan geldiği düşüncesi, meşruiyetin temel kaynaklarından biri haline gelmiştir.

Ancak Orta Çağ sadece Avrupa’daki feodal yapıdan ibaret değildir. İslam dünyasında Farabi, Nizamülmülk ve özellikle İbn Haldun gibi düşünürler siyaset, devlet ve toplum üzerine son derece değerli fikirler geliştirmiştir. Özellikle İbn Haldun’un devletlerin doğuşu, yükselişi ve çöküşüne ilişkin görüşleri, siyaseti tarihsel ve toplumsal temelleriyle açıklaması bakımından dikkat çekicidir. Bu yüzden Orta Çağ, siyasetin durağanlaştığı değil; farklı coğrafyalarda farklı biçimlerde yeniden yorumlandığı bir dönem olarak görülmelidir.

Modern Dönemde Siyasetin Dönüşümü

Modern çağ, siyasetin yapısında ve anlamında çok büyük dönüşümlerin yaşandığı dönemdir. Rönesans, Reform, Aydınlanma ve Sanayi Devrimi gibi gelişmeler, siyasal yapının din merkezli olmaktan çıkıp daha seküler, hukuki ve rasyonel bir zemine oturmasını sağlamıştır. Bu süreçte merkezi ulus devletler güçlenmiş, egemenlik kavramı netleşmiş, vatandaşlık anlayışı gelişmiş ve modern hukuk sistemleri siyasal düzenin temel unsuru haline gelmiştir.

Machiavelli ile birlikte siyaset, ahlak ve dinin mutlak gölgesinden sıyrılarak daha gerçekçi bir zeminde ele alınmaya başlanmıştır. Hobbes, Locke ve Rousseau gibi düşünürlerle toplum sözleşmesi, egemenlik, özgürlük ve halk iradesi kavramları öne çıkmıştır. Böylece modern siyasetin merkezine artık ilahi irade değil, insan iradesi, hukuk düzeni ve toplumsal meşruiyet yerleşmiştir.

Bugün siyaset denildiğinde akla gelen anayasal devlet, temsilî demokrasi, insan hakları, hukuk devleti ve yurttaşlık gibi kavramların önemli bir bölümü bu modern dönüşüm sürecinin ürünüdür.

Siyasetin Farklı Tanımları

Siyaset tek boyutlu bir kavram değildir. Bu yüzden onu tek bir cümleyle sınırlamak çoğu zaman yetersiz kalır. Siyaset, bakış açısına göre farklı biçimlerde tanımlanabilir ve bu tanımların her biri belli ölçüde doğrudur.

Bir yönüyle siyaset, yönetim sanatıdır. Toplumu düzenleme, kamu işlerini yürütme ve kamusal kararları alma süreci bu tanımın içindedir. Bir başka yönüyle siyaset, güç mücadelesidir. Kim yönetecek, kim karar verecek, hangi grup daha etkili olacak soruları siyasetin güç boyutunu ortaya çıkarır. Başka bir açıdan siyaset, uzlaşma sürecidir. Çünkü farklı çıkarlar arasında ortak bir zemin üretmek ve çatışmaları meşru yollarla yönetmek siyasetin en önemli işlevlerinden biridir.

Modern siyaset bilimi açısından ise siyaset çoğu zaman kaynakların, değerlerin, fırsatların ve yükümlülüklerin toplum içinde nasıl dağıtılacağını belirleyen süreç olarak görülür. Kimin neyi alacağı, ne kadar alacağı ve hangi koşullarda alacağı sorusu, siyasal alanın merkezinde yer alır. Bu yüzden siyaseti yalnızca seçimlerle veya partilerle sınırlamak kavramı ciddi biçimde daraltır.

Siyaset ve Devlet İlişkisi

Siyaset ile devlet arasında çok yakın bir ilişki vardır; ancak bunlar aynı şey değildir. Devlet, belirli bir toprak parçası üzerinde egemenlik kurmuş kurumsal ve hukuki bir yapıdır. Siyaset ise bu yapının işleyişini belirleyen karar alma, güç kullanma, meşruiyet üretme ve toplumsal düzen kurma süreçlerinin tamamıdır.

Bu açıdan devlet, siyasetin en kurumsal biçimidir; fakat siyaset devletten ibaret değildir. Siyasi partiler, sendikalar, medya, sivil toplum kuruluşları, baskı grupları, toplumsal hareketler ve hatta gündelik hayattaki temsil mekanizmaları da siyasetin parçasıdır. Bu nedenle siyaseti sadece devlet merkezli değil, toplum merkezli de düşünmek gerekir.

Özellikle günümüzde siyaset artık yalnızca parlamentoda, hükümette veya seçim meydanlarında gerçekleşen bir faaliyet değildir. Kamuoyu oluşturma, medya etkisi, sosyal hareketler ve toplumsal talepler de siyasal sürecin belirleyici unsurları haline gelmiştir.

Günümüzde Siyasetin Kapsamı

Bugün siyaset, geçmişe kıyasla çok daha geniş ve çok katmanlı bir alan haline gelmiştir. Artık siyasal kararlar yalnızca devlet yönetimiyle ilgili değildir; ekonomi, eğitim, sağlık, kültür, kimlik, çevre, teknoloji, medya ve uluslararası ilişkiler gibi pek çok alan doğrudan siyasetin kapsamına girmektedir.

Küreselleşme ile birlikte devletlerin tek başına belirleyici olduğu dönem büyük ölçüde değişmiştir. Uluslararası örgütler, çok uluslu şirketler, küresel ekonomi, dijital platformlar ve sosyal medya gibi unsurlar siyasetin alanını genişletmiştir. Bu nedenle modern dünyada siyaset hem yerel, hem ulusal, hem de küresel düzeyde işleyen karmaşık bir süreçtir.

Bana göre günümüzde siyaseti anlamak, sadece hükümetleri veya seçim sonuçlarını anlamak değildir. Aynı zamanda toplumun hangi değerler etrafında şekillendiğini, hangi meselelerin öne çıktığını, hangi güç merkezlerinin etkili olduğunu ve insanların hangi talepler etrafında hareket ettiğini de anlamaktır. Çünkü siyaset artık yalnızca devletin değil, toplumun genel yönelimini belirleyen geniş bir alan haline gelmiştir.

Siyasetin Toplum İçindeki İşlevleri

Siyaset, toplum açısından birçok temel işlev yerine getirir. Her şeyden önce toplumsal düzenin kurulmasını sağlar. Kuralların belirlenmesi, kurumların oluşturulması, yetkilerin dağıtılması ve kamu düzeninin korunması siyaset sayesinde mümkün olur. Düzen olmadan ortak yaşam sürdürülemez; siyaset bu ortak yaşamın iskeletini kurar.

İkinci olarak siyaset, çatışmaları yönetir. Toplum içinde farklı taleplerin ve farklı çıkarların bulunması kaçınılmazdır. Siyaset, bu çatışmaları bastırmak yerine onları kurumsal mekanizmalar aracılığıyla yönetmeye çalışır. Demokratik sistemlerde meclis, seçim, müzakere, temsil ve hukuk bu işlevin araçlarıdır.

Üçüncü olarak siyaset, meşruiyet üretir. Yönetenlerin sadece emir vermesi yetmez; aynı zamanda bu yönetimin kabul görmesi gerekir. Siyaset, otoriteye meşru bir zemin kazandırır ve toplumsal rızayı belli ölçüde örgütler. Bunun yanında siyaset, kaynakların dağıtımını da belirler. Vergiler, kamu yatırımları, sosyal yardımlar, eğitim ve sağlık hizmetleri gibi konular doğrudan siyasal kararların ürünüdür.

Ayrıca siyaset, toplumun bir arada tutulmasında da önemli rol oynar. Ortak değerler, ortak hedefler ve ortak aidiyetler, çoğu zaman siyasal süreçler aracılığıyla güçlendirilir. Bu nedenle siyaset yalnızca yönetim tekniği değil, aynı zamanda toplumsal bütünleşmenin de araçlarından biridir.

Siyasetin Olumlu ve Olumsuz Yönleri

Siyaset toplumsal yaşam için vazgeçilmezdir; ancak bu, onun her zaman olumlu sonuçlar ürettiği anlamına gelmez. Siyasetin hem kurucu hem de yıkıcı yönleri olabilir. Bu nedenle siyaseti romantikleştirmek de tamamen kötülemek de isabetli değildir.

Olumlu yönüyle siyaset, toplumsal düzeni sağlar, katılım imkânı sunar, temsil mekanizmaları kurar, ortak sorunlara çözüm üretir ve toplumsal taleplerin yönetime taşınmasını mümkün kılar. İnsanların kendilerini ifade etmesi, hak araması, yönetime katılması ve kamusal kararları etkilemesi siyaset sayesinde olur.

Olumsuz yönüyle ise siyaset, güç istismarına, yolsuzluğa, çıkarcılığa, baskıya ve kutuplaşmaya yol açabilir. Siyasi iktidarın denetlenmediği durumlarda otoriter eğilimler güçlenebilir ve kamu yararı yerine kişisel ya da grupsal çıkarlar ön plana çıkabilir. Bu yüzden siyaset hem gerekli hem de sürekli denetlenmesi gereken bir alandır.

Bana göre siyasetin değeri, sadece var olmasında değil; nasıl yapıldığında ve hangi ilkelerle yürütüldüğünde ortaya çıkar. Adaletten, hukuktan, ahlaktan ve toplumsal sorumluluktan kopmuş bir siyaset, toplum için çözüm değil sorun üretir. Buna karşılık meşru, katılımcı ve hesap verebilir bir siyaset toplumsal düzeni güçlendirir.

Sonuç

Siyaset, insanlık tarihi kadar eski, toplumsal hayat kadar kapsamlı ve insan ilişkileri kadar karmaşık bir olgudur. İlk insan topluluklarından modern devletlere kadar geçen süreçte siyaset sürekli değişmiş, kurumsallaşmış ve yeni biçimler kazanmıştır. Avcı-toplayıcı toplumlardaki ilkel liderlik biçimlerinden tarım toplumlarına, ilk devletlerden Antik Yunan düşüncesine, Orta Çağ’ın din merkezli siyasal düzenlerinden modern ulus devlete kadar her tarihsel aşama siyasetin başka bir yönünü ortaya koymuştur.

Ancak tüm bu değişime rağmen siyasetin özünde değişmeyen bir yön vardır. O da siyasetin, insanların birlikte yaşarken ortaya çıkan güç, düzen, meşruiyet, adalet ve paylaşım sorunlarını çözme çabası olmasıdır. Bu nedenle siyaset yalnızca yönetenlerin alanı değildir; toplumdaki her bireyin doğrudan ya da dolaylı olarak içinde bulunduğu bir süreçtir.

Sonuç olarak siyaset, ne sadece seçimdir ne yalnızca iktidar mücadelesidir ne de yalnızca devlet yönetimidir. Siyaset, ortak yaşamın nasıl kurulacağını, nasıl sürdürüleceğini ve hangi ilkeler üzerine oturtulacağını belirleyen temel alandır. Bu yüzden siyaseti anlamak, sadece yönetimi anlamak değil; aynı zamanda toplumu, tarihi ve insan ilişkilerini anlamaktır.

Kaynakça

Aristoteles, Politika, çev. Mete Tunçay, İstanbul, Remzi Kitabevi.

Dahl, Robert A., Modern Politik Analiz, Ankara, Bilgi Yayınevi.

Duverger, Maurice, Siyaset Sosyolojisi, İstanbul, Varlık Yayınları.

Easton, David, The Political System: An Inquiry into the State of Political Science, New York, Alfred A. Knopf.

Heywood, Andrew, Siyaset, Ankara, Adres Yayınları.

Hobbes, Thomas, Leviathan, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları.

İbn Haldun, Mukaddime, İstanbul, Dergâh Yayınları.

Kapani, Münci, Politika Bilimine Giriş, Ankara, Bilgi Yayınevi.

Machiavelli, Niccolò, Prens, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Platon, Devlet, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Rousseau, Jean-Jacques, Toplum Sözleşmesi, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Weber, Max, Sosyoloji Yazıları, İstanbul, İletişim Yayınları.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top